Avrupa Birliği ve İngiltere’den yıllık 650 bin metrik tonu aşkın plastik atık alan Türkiye’de, geri dönüşüm sektörü sanayiye girdi ve istihdam sağlarken Akdeniz havzasındaki çevre maliyetleri hızla yükseliyor. Nehir kanallarında mikroplastik yoğunluğunun 132 kata kadar çıkması, tarım ve balıkçılık sektörlerinde verim kaybına yol açarak ekonomik ve ekolojik dengeleri sarsıyor.
Geri Dönüşüm Sektöründe Tedarik Artışı ve Regülasyonlar
Çin’in 2018 yılında sınır ötesi atık kabulünü durdurmasının ardından Türkiye, bölgesel geri dönüşüm pazarında kilit ithalatçı konumuna yerleşti. Avrupa Komisyonu ile Basel Action Network kayıtlarına göre, geçtiğimiz yıl Birleşik Krallık ve AB ülkelerinden Türkiye’ye sevk edilen plastik hacmi 650 bin metrik ton civarında gerçekleşti. Birliğin 21 Kasım tarihi itibarıyla OECD üyesi olmayan ülkelere yönelik ihracatı sonlandıracak olması, Türkiye’ye yönelen hurda akışının daha da güçlenmesine zemin hazırlıyor.
Sanayi aktörleri, bu ticaretin ambalaj, tekstil ve kâğıt üreticilerine maliyet avantajı sağlayan ikincil ham madde arzı sunduğunu ve istihdamı desteklediğini vurguluyor. Adana’da faaliyet gösteren Kemaloğulları Plastik’in yöneticisi Mehmet Başak, operasyonel süreçlerine dair şu açıklamayı yaptı:
Plastik atıkların yaklaşık yüzde 80’ini geri dönüştürüyoruz, kalanını ise yakıt olarak yakıldığı yerel bir çimento fabrikasına gönderiyoruz.
Tesisin operasyonel büyüklüğüne ve işgücü dinamiklerine değinen Başak, şu ifadeleri kullandı:
İthalattaki artış işler için iyi olur ve binlerce Suriyeli mültecinin istihdam edilmesine yardımcı olur.
Mikroplastik Yoğunluğu ve Tarım ile Balıkçılık Üzerindeki Baskı
Sanayileşmenin getirdiği hammadde avantajına karşın, bilimsel veriler üretim artıklarının yarattığı dışsal maliyetlerin ulaştığı boyutu gösteriyor. Çukurova Üniversitesi tarafından yürütülen güncel bir çalışma, Adana’daki işleme tesislerinin mansap hattında yer alan su yollarındaki mikroplastik birikiminin, tesis öncesi membaya oranla 132 kat daha yüksek olduğunu kanıtladı. Araştırma ekibi, sularda tespit edilen kopolimer ve endüstriyel peletlerin doğrudan geri dönüşüm süreçlerinden sızdığını belirledi.
Deniz Kirliliği Dergisi’nin 2024 araştırmasında ise küresel su kütlesinin yalnızca yüzde 1’ini oluşturan Akdeniz’in, dünyadaki mikroplastiklerin yüzde 7’sini barındırdığı kaydedildi. Her gün denize karışan 730 metrik tonluk atığın yüzde 19,1’lik payından sorumlu tutulan Türkiye, kirlilik payında Mısır’ın hemen ardında yer alıyor. Deniz canlılarındaki mikroplastik varlığı Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki ticari balıklarda 0,31 ile 60 parçacık seviyesine ulaştı.
Seyhan Nehri ile Akdeniz’e bağlanan kanallardaki durumu aktaran 46 yaşındaki amatör balıkçı Ahmet Takar şunları dile getirdi:
Bir keresinde bir levreğin içinde küçük, turkuaz renkli bir plastik parçası buldum. Son yıllarda balık azaldı.
Sorunun tarımsal sulama altyapısına olan etkisini aktaran 38 yaşındaki tarım işçisi Hasan Aktaş ise şu sözleri kaydetti:
Geçen hafta bir mandalina bahçesini ilaçlıyordum, püskürtücü aniden durdu. Filtreyi açtım ve küçük plastik parçalarıyla dolu olduğunu gördüm. Plastik her yerde. Bu konuda yapabileceğimiz hiçbir şey yok.
Bölgesel yayılıma dikkat çeken Kuzey Kıbrıs merkezli Çevre Platformu temsilcisi Hasan Sarpten ise şu değerlendirmede bulundu:
Yaz boyunca kuzey Kıbrıs kıyılarına parçalanmış plastik vurmaya devam etti. Tam olarak nereden geldiğini hiçbir zaman bilemeyebiliriz. Bildiğimiz şey, Akdeniz’in kirliliği bir kıyıdan diğerine taşıdığıdır.
Uluslararası Politikalar ve Sıfır Atık Hedefleri
Avrupa Komisyonu eylül değerlendirmesinde Türkiye’de açıkta yakma, denetim ve şeffaflık açıklarına dikkat çekerken, AB Çevre Komiserliği geçmişi bulunan Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Milletvekili Virginijus Sinkevičius mevcut politikaları eleştirdi:
Avrupa, ürettiği atığın sorumluluğunu almaktan kaçınırken dünyanın geri kalanından daha yüksek çevre standartları talep edemez. Şayet Avrupa’nın plastiği bir başkasının nehirlerini, toprağını veya topluluklarını kirletmekle sonuçlanıyorsa bu geri dönüşüm değildir. Bu, kirliliği taşerona devretmektir.
İthalat modelinin radikal biçimde sonlandırılması gerektiğini savunan deniz biyoloğu Sedat Gündoğdu ise şu analizi paylaştı:
Geri dönüşüm için tek çözüm atık ithalatını yasaklamaktır. Her ülkenin başa çıkması gereken kendi atığı var. Eğer ihraç edemezlerse, kirliliği başka bir yere kaydırmak yerine bunu kendileri yönetmenin yollarını bulmak zorunda kalacaklar.
Küresel ölçekte 2,5 milyar metrik tonu aşan atık üretimine karşılık Türkiye, geri kazanım oranını 2017’deki yüzde 13 seviyesinden 2025’te yüzde 37,5’e taşımış durumda. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, haziran ayında konuya ilişkin olarak şu ifadeleri kullandı:
Sıfır atık ve metan azaltımını iklim eyleminin merkezine getirmeyi hedefliyoruz.
2035 yılında yüzde 60 geri kazanım hedeflediklerini belirten Bakan Kurum, eylül ayında yaptığı açıklamada sürecin çok taraflı boyutunu şu sözlerle özetledi:
Türkiye’nin Sıfır Atık girişimi, Antalya’daki COP31 Eylem Gündemi’nin 10 öncelikli teması arasında yer alıyor ve 2035 Küresel Uygulama Hedefleri’ne dahil edilmiş durumda.
Girişimin, dünya çapında geri dönüşüm ve döngüsel ekonomi uygulamaları için bir model teşkil etmesi bekleniyor.

